E-Bülten

Share Paylaş
ÜYELİK İŞLEMLERİ

< ANA BÜLTEN

Bir Kadından Hayatı Fazla Zorlamadan Yaşam Dersleri
Sarah Barrel

Kamp çadırlarını erkenden söküyoruz; güneş ağaç tepelerindeki pusu dağıtmaya başladı bile. Tişörtümü çoktan ıslak beze çeviren yapışkan rutubete karşın kamp ateşimiz hala tütüyor. Yöredeki Huitoto kabilesinden kılavuzum Segundo usta elleriyle, ağaçlara kurulu hamağımı ve sivrisinek perdelerini sökmeme yardım ediyor. Ayaklarıyla kamp ateşini iyice söndürüyor ve tek kelime etmeden balta girmemiş ormana dalıp ırmak yönünde ilerliyoruz. Arkama dönüp ağaçların altında geceyi geçirdiğimiz yere bakıyorum. Hamaklarımızın üzerindeki brandaya tıp tıp düşen yağmur damlaları, Segundo’nun Huitotoların yılan, sel ve intikam tanrılarının efsanelerini anlatan sesi… Kolombiya Amazonlarında, kapkaranlık bir örtünün altında uçsuz bucaksız geceyi geçirdiğimiz yuvamız gözden kayboluyor.

Segundo, uzun adımlarıyla ormanın gölgeliklerine ilerliyor. Bense terden sırılsıklam bir halde arkasından koşturuyorum. Hamakların dışında yükü yok Segundo’nun. Beline sardığı çantasında mambe (koka tozu) ve tütününden başka pek bir şey taşımıyor. Benim sırt çantamdaki elzem malzemeler arasında ise yöresel bir eteklik, bir çift tişört, göstermelik sivrisinek spreyi (her şeye rağmen sokuyorlar), bir iki tuvalet malzemesi (ırmak kenarında değilsek hiç kullanılmıyor), bir uyku tulumu, su ve fotoğraf makinesi var. Eşyalarımın çoğunu Amazon’a en yakın kasaba olan Leticia’da, kilitli bir dolaba tıkıp geldim. Cep telefonu mu? Burada çekmiyor. Yağmurluk mu? Yağmurdan önce rutubetten zaten sırılsıklam oluyorsunuz. Cüzdan mı? Bankalar da, mağazalar da buradan çok uzakta.

On beş yıl kadar önce, Amazon’da yürüyüşe çıkıp kamp yaptığım ilk seferinde, bir hapishaneye giriyorum gibi hissetmiştim. Peru’daki Tambopata’da, nehir yoluyla en yakın kasabadan yedi saat uzaktaki sık ağaçlarla dolu ormana gitmeden önce anahtarlarımı, telefonumu, cüzdanımı ve benliğimin önemli bir bölümünü kilitli bir dolaba bırakmıştım. Fakat sonradan gördüm ki, bu beni bir yere kapatan değil, özgürleştiren bir deneyimdi. Modern kimliğinizi oluşturan tüm o ıvır zıvırlardan kurtulunca, özgürleşip sadece kendiniz oluyorsunuz.

O zaman da, tıpkı şimdi olduğu gibi, ev sahiplerim ihtiyacım olan her şeyi bana vermişlerdi: Susadığımda bana içinde su biriken ağaçları gösterdiler, diş fırçası yerine kullanılabilecek ince ağaç dallarını, mistik ve tıbbi özellikler taşıyan bitki rehberini… Ormanda üç metrekarelik bir alanda, doğru bilgilere sahipseniz, kesiklerden sıyrıklara, ishalden romatizmaya ve bitkinliğe kadar her şeyi tedavi edebiliyorsunuz. Buradaki tek ihtiyacınız teknik araç-gereç ve kıyafet değil sadece, neyin nasıl yapılacağını bilmek. Segundo, aşılmaz duvarlar gibi görünen yağmur ormanında, içinde organik bir GPS’i olan biri gibi hızla yürüyor ve bizi ansızın bir chacra’ya çıkarıyor. Chacra, Amazon’daki küçük çiftliklere verilen ad. Rehber, içi çalılarla dolu bir şapkadan tavşan çıkardı adeta.

Ancak, bu muazzam bilgi aynı ölçüde tevazuyu da beraberinde getiriyor. Chacra’lar arasındaki her yolculukta Segundo tedbirli bir şekilde dizleri üzerine çöküyor, yere yakın bir seviyede içine mambe çekiyor ve dışarı tütün dumanı üflüyor. Buna bir hürmet ya da batıl inanç göstergesi diyebilirsiniz; artık nereden bakarsanız. Amazonlarda yaşayan kabile halklarının çoğu gibi o da ormanın fazlasıyla canlı olduğuna inanıyor. Gönlünün alınması gereken Eski Ahit tanrılarına benzer, fiziksel ve ruhsal bir varlık gibi görüyor. Burada ukala ve kibirli davranan herkesin günahı boynuna: ağaçlar her an intikamlarını alabilir. Kökleri her yana yayılan boğucu incir ağaçları ve mangrovlar (Hindistan sakızağacı) etrafınızda gotik bir kafes örer, “yürüyen” palmiyeler yolunuzu tıkar, sarmaşıklar ayağınıza dolanır, palanızı indirdiğiniz yerden birkaç dakika sonra yeni saplar fışkırır. Kime sorsanız, her gün yürünen bir patikada giderken kaybolup, gece boyu dönemeyen bir arkadaşının tüyleri diken diken edici bir öyküsünü anlatabilir buralarda.

Fakat bu sabah kimse kaybolmadı, herkes maloca’da (bu chachra’nın ortasındaki geleneksel saz kulübe) hazır. Abuelo (topluluğun en yaşlı kişisi), her zamanki sabah işleri telaşında yumurtaları ve mısırları kızartıyor; etrafında iskelet gibi yavru köpek sürüsü dolaşıyor. Burada ürün yetiştirip hasat almak, tırnak makasıyla böğürtlen budamak gibi bir şey olmalı. Yine de chacra’da mısır, tatlı patates, ananas ve muz bereketi var. Doğal böcek kontrolü ise stratejik olarak yakınlara dikilmiş ağaçlara tüneyen ve böcekle beslenen dokumacı kuşları tarafından yapılıyor.

Burası ıslah edilmeden (ama gayet iyi anlayarak) yönetilebilir hale getirilmiş bir vahşi alan. Bir kapok ağacının her yere yayılan köklerine oturuyor ve maloca damı için palmiye yapraklarını ustalıkla ören bir oğlan çocuğunu izliyorum. Bu damlar yağmurlara karşı yıllarca koruma sağlıyor. Asırlardır yapılan bu işlem hala ustalıklı ve tamamen sürdürülebilir – zorlanmadan yaşanan bir yaşam metaforu.

Kaynak: Lonely Planet, You Only Live Once / Sadece 1 Kez Yaşayacağız, Çev. Aysun Babacan