E-Bülten

Share Paylaş
ÜYELİK İŞLEMLERİ

< ANA BÜLTEN

Modern Cezalar: Disiplinli Bedenler
Gökçe Büyükbayrak

Fransız düşünür, tarihçi ve sosyolog Michel Foucault cezalandırmanın tarihini işlediği “Hapishanenin Doğuşu” kitabında, alıştığımız “kahramanların tarihi” anlayışına ters düşen bir araştırma yapıyor. Kendi terminolojisiyle cezalandırma kavramının “soy kütüğünü” çıkarıyor. Modernite ile birlikte azap çektirme pratikleri (yaralama, öldürme, işkence) dönüşüm geçiriyor ve yerini denetim altına almaya yani hapishanelere/kapatılmaya bırakıyor. Bu yeni yöntemde amaç bedene acı çektirerek onu cezalandırmak değil, bedeni disipline ederek itaatkâr kılmaktır artık yani zaman ve mekân cezanın temel unsurları olmuştur.

“Disiplinin icra edilmesi, bakışlar aracılığıyla zorlayan bir düzenleme; görmeye olanak veren tekniklerin iktidarın olanaklarını artırdıkları ve bunun yansıması olarak, baskı altına alma araçlarının, bu baskıların uygulandığı kişileri açıkça görülebilir kıldıkları bir makine gerektirmektedir.” Foucault

Foucault bu disiplin eden ceza sistemini “görülmeden gözetim altında tutan hapishane sistemi” ile örneklendiriyor. Sistem Panopticon ismiyle biliniyor. Halka halinde bir bina, içinde mahkumların tutulduğu hücreler, merkezde de bir kule; kuledeki gözetmen tüm hücreleri görebiliyor, ama hücredekiler onu göremiyorlar. Görülmeden gözetim altında tutmaya olanak veren bir düzenleme. Bu sistem tutukluda, iktidarın otomatik işleyişini sağlayan bilinçli ve sürekli bir görülebilirlik halini yaratıyor. Tutuklu hiçbir zaman o anda kendisine bakılıp bakılmadığını bilemiyor, böylece her an kendi davranışlarını disipline ediyor. Bu durumda iktidar da tek bir kişiye ait olmaktan çıkıyor ve tutuklunun kendisi bile kendi bedenini disipline etmeye çalıştığı için bedeni üzerinde iktidar kurmuş oluyor. Foucault’daki iktidar kavramı da krallar, başkanlar, tiranlar manasına gelmiyor. Dağılmış bir iktidar kavramından bahsediyor ve herkesin iktidarın az ya da çok birer taşıyıcısı olduğunu söylüyor.

Foucault disiplin kavramında sadece hapishaneleri ele almaz, onun teorileri bir uygulama ya da düşünme biçimlerinin toplumun birçok alanına nasıl sirayet ettiğini göstermesi

nedeniyle önemlidir. Okullar, hastaneler, ordular ve hapishaneler… Benzer mimari yapılarla benzer hareket alanları bırakırlar. Hatta günümüz dünyasındaki sosyal medya ağlarını düşünürsek bir tür Panopticon sistemine benzetebilir miyiz? Kendi odamızdan yazdığımız cümleler ve yaptığımız paylaşımlar tam olarak kimler tarafından görülüyor, bilemiyoruz. Buna göre de cümlelerimizi sansürlüyor ve fotoğraflarımızı düzenliyoruz. Özgürleştirici bir alan olarak kullandığımız sosyal medya hesaplarımız, bir şekilde kendi hareketlerimizi, bedenimizi ve hatta düşüncelerimizi disipline etmeyi öğrendiğimiz bir başka alan haline geliyor.

Yararlanılan Kaynak: Foucault, Michel ve Mehmet Ali Kılıçbay, Hapishanenin Doğuşu: Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak, İmge, 2004.